Kionun gözle ne ilgisi var ?

Kilo fazlası olmak bizleri daha çok estetik açıdan kaygılandırıyor. Üstelik medyanın seçilmiş mankenlerle, reklamlarla yaptığı bombardman da buna ekleniyor. Kadınlar için böyle. Ama metropol erkekleri için de günümüzde durum farklı değil. Bu durum elbette üzerimizde bir kilo baskısı yaratıyor. İsterseniz bunu ek bir stres kaynağı yapmak yerine, bir de sağlık açısından bakalım. Ortalama kilonun üzerinde olmak, bel çevresinin genişlemiş olması, hareketsizlik, kalp-damar sistemi ve şeker metabolizmasının yanısıra gözümüzü de etkiliyor. Bizi öyle bir hastalıklar yumağına maruz bırakıyor ki, çözmek için gerçekten çaba göstermemiz gerekiyor.
Bunlardan ilki, uyku apnesi. Uykuda yeterince oksijen alamamak söz konusu. Solunum 10 saniyeden bir dakikaya kadar durabiliyor ve uyku apnesinin yorgunluğa, kiloya, odaklanma bozukluğuna, kazalara, hatta uyku sırasında geçirilebilecek kalp krizi gibi ciddi risklere yol açabileceğini biliyoruz. Üstelik bu ciddi risklerin birkaç kilodan kurtularak çözülebileceğini de. Bu hastalar, gözkapaklarındaki gevşeklik ve genellikle yüzüstü yatıyor olma nedeniyle, gözün saydam tabakasında tahrişlere maruz kalabilir ve sabah şiddetli bir göz ağrısıyla uyanabilirler. Ayrıca gevşek gözkapaklarının arasındaki birikimler iltihaba da neden olabilir.
Uyku apnesi olanlar, glokom (göz tansiyonu) riski altındalar. Uyku apnesi, görme merkezinde sıvı birikmesi şeklinde kendini gösteren bir retina hastalığına da neden olabiliyor. Bu sıvı birikmesi 1,5 ay içinde geçebileceği gibi, uzun da sürebilir. Bu süreçte takibedilmeli ve gerekirse ilaç, lazer gibi tedavilerle görme kaybının kalıcı olması engellenmelidir. Uyku apnesiyle birlikte olan göz hastalıkları bunlarla da sınırlı kalmıyor. Bilinen önemli görme siniri hastalıklarından biri, görme sinirinin kılcal damarlarında tıkanmayla seyreden optik nöropati. Uyku apnesinde solunum durduğu için görme siniri başında şişme, görme kaybı, görme alanı kaybı ve ileri dönemde kalıcı görme siniri hasarı oluşması söz konusu. Üstelik birkaç ay ya da yıl içinde aynı durum diğer gözde de meydana gelebiliyor.
Diğer önemli bir hastalık, yine kilo kaybıyla kontrol altına alınabilen bir hastalık. Daha çok 30 yaş civarındaki kilolu kadınlarda görülüyor. Bu hastalıkta hastada şiddetli baş ağrısı, çift görme, bulantı-kusma gibi kafa içi basınç artışına bağlı değişiklikler ortaya çıkabilir. Biz yalancı görme siniri şişmesi ya da yalancı beyin tümörü diye isimlendiriyoruz. Belden alınan sıvının basıncı genellikle yüksek oluyor. Hastada beyinde herhangi bir tehlike bulunmuyor ve durum uzun sürdüğünde, başta gelip geçici olan görme kayıpları ilerleyebiliyor ve kalıcı görme kaybına neden olabiliyor. Bu durum da kilo kaybı teşvik edilerek düzeltilebiliyor. İlerlemiş durumlarda, görme kaybı tehlikesi varsa ilaç ve ameliyat da önerilebiliyor. Bu hastalık başka hastalıklara da bağlı olabileceği için (kortizon, bazı antibiyotikler, ilaç kullanımı, hormonal nedenler, kanda yüksek kalsiyum gibi) o hastalıkların da araştırılması ve tedavi edilmesi gerekebiliyor.
Hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) da hastalarda metabolizmayı düşürerek kilo almaya yol açan bir hastalıktır. Bu hastalarda göz kapaklarında şişlik ve gözlerde kuruluk görülebilmektedir.
Diyabet elbette kiloyla el ele giden bir hastalık ve tüm dünyada birinci sırada gelen körlük nedeni. İnsulin direnci ve tip II diyabetin günümüzde adeta bir salgın hastalık kabul edildiğini anımsarsak, burada da kilonun ne kadar önemli olduğunu görürüz. Özellikle göbek çevresinde ve belde kalınlaşmayla ve içi organ yağlanmasıyla birlikte olan bu hastalık, kalp damar problemlerine, bunlar da gözün retina tabakasında (görme işlevini sağlayan, sinir ve damarlardan oluşan tabaka) damarlarda bozulmalara, tıkanmalara, kanamalara yol açabiliyor. Günümüzde tedavi olanakları artmış da olsa, farkındalık yeterli olmazsa tedavi edilemeyen ve görme kaybıyla sonlanabilen durumlar olabilmektedir. Bu hastalıkta da birinci basamak tedavi yürüyüş gibi aerobik egzersizler ve diyettir. Erken farkedildiğinde ve hayat tarzı değiştirildiğinde, diabet ve ilaç kullanımı kader değildir. Ne yazık ki birçok hasta, genetik ve yaşı bahane ederek, hastalığa teslim olmaktadır.
Diabetli hastaların dikkat etmesi gereken başka şeyler de var. Kan şekeriniz yüksekken gözlük almayın. Miyop derecelerde artış olabilir. Ayrıca katarakt ve göz tansiyonu şeker hastalarında iki kat daha sıktır. Gözlük takmamak için yapılan lazer ameliyatları da diabetiklerde sorun olabilir. Çünkü yara iyileşmesi gecikmektedir. Diabet hastalarının enfeksiyonlara ve bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklara açık olması da gözde çeşitli hastalıklara zemin hazırlamaktadır.

  • Retina sayfasına dön

  • Diğer hastalıklara dön
  •  DİABETİK RETİNOPATİ Şeker hastalığıyla birlikte yaşamayı öğrenebilirsek, yaşamımızda daha güzel uğraşlara da yer açabiliriz. Bu nedenle diyabetik retinopatiyi anlamakta ve önlem almakta yarar var. Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı Görme merkezinde (makula) yaş ilerledikçe ortaya çıkan bir bozukluğu anlatır. Batılı ülkelerde 65 yaş ve üzerindeki en başta gelen görme kaybı nedenidir. Yaşlı nüfustaki artış göz önüne alındığında bu hastalığın önemi de artmaktadır. Hastalığın görülme oranı 65 yaşın üzerinde %3 iken, 75 yaşı geçenlerde % 15’lere varmaktadır. Ayrıca yaş ilerledikçe iki gözde birden görülme sıklığı da artar. Göz muayenesinin önemi Göz muayenesi ve göz hastalıklarını gözlük muayenesi olarak anlamamak gereklidir. Hastanın bu konuda bilinçlenmesi çok önemlidir, çünkü kırma kusurları ( miyopi, hipermetropi, astigmatizma ) toplumda yaygın olarak görülebilen ve bilinen kusurlardır. Oysa göz hastalıklarının daha büyük bir kısmı yazık ki başlangıçta hiç bir belirti vermez. Hasta göz doktoruna geldiğinde görme artık geri döndürülemeyecek noktada bulunmaktadır.

    Copyright (c) 2010 www.fusunuzunoglu.com All rights reserved.